TUZ DOSYASI

Hemen herkesin kafasında soru işareti yaratan tuz dosyasını ele alalım. Pek çok tuz çeşidi var ve biz hangi tuzu tüketeceğimiz konusunda kararsız kalıyoruz.

Tuzları deniz tuzu, kaya tuzu, himalaya tuzu olarak üçe ayırabiliriz. Aslında himalaya tuzu da bir kaya tuzudur. İkisi arasında oluşum itibariyle fark olmamaktadır. İkisi de milyonlarca yıl önce var olan göl tuzunun, yer kabuğu katmanları altında jeolojik süreçlerden geçerek tektonizma ile basınç ve sıcaklık altında oluşmuşlar, kristalleşmişlerdir.

Kaya tuzu ne kadar şeffaf ve açık renkli ise içerisinde başka element karışımı yok ya da çok eser miktarlarda demektir.  Kaya tuzunun rengi kırmızı, sarı, siyahi kahverengi renklerde ise muhakkak bileşiminde başka elementler olduğu yani saf olmadığı anlaşılmaktadır. Kaya tuzu, yer altı kaynaklarında küçük ve büyük kristaller halinde yer alır; deniz tuzu ise daha küçük parçacıklar şeklinde bulunur.

Yemeklerde daha çok kaya tuzu kullanılır, yani sofra tuzu kaya tuzudur; deniz tuzu güzellik ve bakım ürünleri gibi çok farklı alanlarda tercih edilir.

Bu üç tuzun farkından çok en önemli konu rafine edilmiş tuz mu kullansak rafine edilmemiş mi?

Öncelikle tuz neden rafine edilir?

  • Rafine işlemi tuz kirli bir alandan elde ediliyorsa tuzu toksinlerinden arındırır.
  • Raf ömrünü uzatır.
  • Tuz daha temiz bir görüntü elde eder.
  • Rafinasyon sırasında tuz içeriği bazı mineralleri kaybeder bununla birlikte çok önemli bir takviye gerçekleşir.
  • İyot takviyesi

Türkiye’de iyot eksikliği sebebiyle sık görülen tiroit hastalıkları yıllardır tuzlara eklenen iyot takviyesi ile önlemektedir. İyot topraktan aldığımız bir mineral toprakta iyot yetersiz ise yetersiz iyot alırız. Yetersiz alım hastalık, büyüme gelişme geriliği, beyin gelişimi bozukluklarına sebep olabilir.

Tuz, eğer doktorunuz size iyotsuz tuz tüketin demediği müddetçe İYOTLU olmalıdır. Tuza iyot eklenmiş ise paketin üzerinde mutlaka belirtilir.

SONBAHARDA BESLENME NASIL OLMALIDIR?

Yaz sıcaklarının geride kaldığı sonbaharın kendini hissettirmeye başladığı bu günlerde mevsim geçişleri, havaların soğuması ile beraber soğuk algınlığı, grip gibi hastalıkların görülme sıklığı da artıyor.  Sonbaharda bağışıklık sistemini güçlendirmek, hastalıklara karşı dirençli olabilmek ve aynı zamanda kilo fazlalığınız var ise yeterli ve dengeli beslenmeniz gerekmektedir.

Peki bu dönemde nasıl beslenmeliyiz?

Havaların soğuması ile metabolizmanın yavaşlaması, halsizlik ve depresyon yemek yeme eğilimini artırarak kilo alımına neden olabilmektedir.

Bunu önlemek için;

Güne kahvaltısız başlamayın. Sabah kahvaltısı güne iyi başlamanızı sağlar. Protein açısından zengin yumurta, peynir veya süt içeren besin gruplarının tüketimi hem sizi tok tutacaktır hem de metabolizmanızın yavaşlamasını önleyecektir.

Yeterli ve dengeli beslenirken mevsiminde sebze ve meyve tüketimini artırmalı, beslenmenizi çeşitlendirmelisiniz. Vitaminlerden özellikle A,C,E minerallerden ise selenyum, çinko ve magnezyum antioksidan özellikleri sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir.

  • A vitamini: Balık, karaciğer, yumurta sarısı, süt, biber, havuç en zengin besin kaynaklarıdır.
  • C vitamini: Limon, portakal, maydanoz, kuşburnu gibi taze meyveler ve sebzeler en zengin besin kaynaklarıdır.
  • E vitamini: Zeytinyağı, fındık, ceviz, badem en zengin besin kaynaklarıdır.
  • Selenyum: Deniz ürünleri ve kırmızı ette bol miktarda bulunur.
  • Çinko: Kırmızı et, karaciğer, tahıllar, ceviz, badem, kuru fasulye en zengin besin kaynaklarıdır.
  • Magnezyum: Öğünlerinizde ceviz, fındık, badem, avokado, kuru incir, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve tam tahıllı ürünlere yer verin. Bu besinlerin içeriğindeki magnezyum vücudunuzun enerji depolamasını ve kendinizi zinde hissetmenizi sağlıyor.

Bu dönemde metabolizma yavaşladığında bağırsaklar da yavaş çalışır. Ve bu nedenle kabızlık görülür. Mevsim geçişleriyle birlikte de kabızlık görülme sıklığı artar. Bunu önlemek amacıyla beslenmenizde taze sebze ve meyveler, tam tahıllı besinler, kuru baklagiller gibi posa içeriği yüksek besin gruplarına yer verin.

En az 2 lt su için. Su içmek için susamayı beklemeyin. Unutmayın havalar soğumaya başlasa dahi vücudumuzda besinlerin sindirimi, emilimi, boşaltımı, toksinlerin atımı gibi önemli faaliyetlerin sağlanması için en az 2 litre su tüketin.

Sonbaharda artan depresyon eğilimini ve stresi kontrol altına almak için özellikle B grubu vitaminlerinden zengin beslenin. Tam tahıllı ekmekler, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, et-süt ürünleri gibi. Depresyon belirtilerinin azalmasında etkileri çalışmalarla gösterilen omega-3 yağ asidi zengini balık tüketiminizi artırın.

Sonbahar aylarında günlerin kısalmasıyla birlikte güneşin D vitamininin vücutta kullanımını sağlayan özelliğinden daha az faydalanacağız. Bu nedenle D vitamininin vücutta emiliminden sorumlu kalsiyum minerali açısından zengin besinlerin tüketimini artırın; süt, peynir, yoğurt, kefir, yeşil yapraklı sebzeler gibi.

Bağışıklık sisteminizi güçlü tutmak için bitki çayları tüketin. Özellikle kuşburnu, ıhlamur, zencefil, adaçayı gibi çayları günde 2 fincan tüketebilirisiniz.

Havaların soğumasıyla birlikte vücut ısı değişikliğine uyum sağlayabilmek için harcamış olduğu enerjiyi bir miktar düşürür. Kilo almak istemiyorsanız aldığınız kaloriyi yaktığınız kaloriye eşitlemek için haftada 3-4 gün egzersiz yapmalısınız.

SIBO- İnce Bağırsakta Aşırı Bakteri Çoğalması

Gayet sağlıklı beslendiğiniz halde şişkinlik, kabızlık/ishal, gaz, cildinizde kaşıntılar, eklem ağrıları ve daha bir çok başka nedenini bilmediğiniz şikayetiniz varsa ve bu şikayetler özellikle de sağlıklı olarak bildiğimiz sebzeleri bol bol yediğinizde artıyorsa SIBO’nuz olma ihtimalini değerlendirebilirsiniz.

PEKİ SIBO NEDİR?

SIBO kelimesi “Small Intestinal Bacterial Overgrowth” kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır.  Bu kelimeyi “ince bağırsakta aşırı bakteri üremesi” olarak çevirebiliriz. Normalde ince bağırsakta ve hatta midede bile bir miktar bakteri mevcuttur ancak bakterilerin sindirim sistemimizde asıl toplandığı yer ağız ve kalın bağırsaktır. SIBO’da ise bu sayı haddinden fazla artış gösterir.

Yani bu bakteriler bağırsağın doğal bakterileridir ancak problemi yaratan sayılarının artmış olmasıdır.

Bakteri artışı neden problem yaratıyor ?

* Bu bakteri artışı normal sindirim ve emilimi bozarak ince bağırsağın duvarına zarar verir ve sızıntılı bağırsağa neden olur.

* Bakteriler bizim gıdalarımızı tüketerek demir ve B12 eksikliğine yol açarlar.

* İnce bağırsak yüzeyindeki hasardan dolayı emilemeyen yiyecekleri tüketmeleri sonucu bakteri sayısı daha da yükselir ve bu bir kısır döngüye yol açar.

* Bakteriler gıdalarımızı metabolize ettiklerinde gaz üretirler. Gaz; karında şişlik, ağrı, kabızlık, ishal (veya her ikisi birden), aşırı miktarda olursa geğirmeye sebep olabilir.

* Safrayı parçalayarak yağ emilimini azaltırlar. Bu da A ve D vitaminlerinin eksikliğine ve yağlı dışkı oluşmasına sebep olabilir.

* Bakterilerin kendileri de vücuda/kana geçebilir. Bağışıklık sisteminin bakteri ve onların hücre duvarlarına tepkisi kronik yorgunluk ve ağrılara sebep olabilir, karaciğeri yorabilir.

SIBO’nun pek çok nedeni vardır. Kısaca özetlemek gerekirse bunlar: mide ve bağırsak cerrahisi, Çölyak hastalığı, Crohn Hastalığı, diyabet ( tip 1-2), mide asit azlığı, siroz, böbrek yetmezliği, pankreatit, yetersiz beslenme, mide ilaçları ve sık antibiyotik kullanımıdır.

SIBO’yu teşhis etmek için iki yöntem bulunuyor.

Bunlar: Endoskopi ve kültür ile Hidrojen/metan nefes testi.

Bu iki testten en çok tercih edileni hidrojen/metan nefes testi çünkü hem daha doğru ve ayrıntılı sonuçlar veriyor hem de uygulanışı daha kolay. Hidrojen/metan nefes testi, bakteri çoğalması sonucu artan hidrojen ve/veya metan gazlarının varlığını ve miktarını ölçüyor.

Testten 24 saat öncesinde özel bir hazırlık diyeti yapılması ve test yapılmadan önceki 12 saat boyunca yemek yenmemesi gerekiyor.  Test öncesindeki günde, genel olarak beyaz pirinç pilavı, balık/tavuk/et, yumurta, tavuk eti/kırmızı et sularından (kemik suyu değil) oluşan bir diyet tüketilmesi öneriliyor. Yağ, tuz, karabiber, çay ve kahvenin azaltılması öneriliyor. Testin başlangıcında bir açlık nefes örneği alınıyor. Sonrasında ise laktuloz veya glukozlu bir solüsyon hastaya içirilerek her 15-20 dakikada bir nefes örnekleri alınıyor. Alınan nefes örneklerindeki hidrojen/metan gazlarının miktarı ve gaz miktarındaki artışın kaçıncı dakikalarda olduğu, bakterilerin yeri ve cinsi konusunda bilgi veriyor. Test toplamda 3 saat kadar sürüyor.

SIBO NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Tedavide genellikle rifasimin grubu sadece bağırsak zararlılarının duyarlı olduğu bir antibiyotik kullanılır. SIBO tedavisinin büyük çoğunluğunu bu tedavi oluşturmakta ancak bitkisel destekler de tedavide kullanılmaktadır.  Bitkisel destek olarak altın mühür otu, kırk kilit otu, kekik yağı, sarımsak ekstraktı, çörek otu yağı gibi inflamasyonu baskılayıcı bitkiler kullanılmaktadır.

SIBO hastalarında beslenme düzeni çok önemlidir ve hassas bir şekilde kişiye özel olarak yapılmalıdır. Tabi bunun dışında şekerden ve basit karbonhidratlardan uzak bir beslenme de tedavinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Beslenme de dikkat edilmesi gereken diğer noktalar ise besinleri çok çiğnemek, porsiyonları küçültmek ve elma sirkesi gibi mide asidini arttıran besinler kullanmaktır.

 

VERİLEN KİLOLARI KORUYAMAMA: YO-YO SENDROMU

Verdiğiniz kiloları sürekli koruyamayıp daha sonrasında bu kiloları geri alanlardan mısınız?

O zaman vücudunuz Yo-Yo sendromuna girmiş olabilir.

Peki nedir Yo-Yo sendromu ?

Yapılan bilinçsiz diyetler sonrasında sürekli ve hızlı bir şekilde verilen, verildiği gibi de hızlı bir şekilde alınan kilo döngüsüne “yo-yo sendromu” diyoruz. Hızlı verilen kiloların kalıcılığı oldukça düşüktür. Hemen kilo vermek kişilere cazip görünse de zamanla alınan kiloların zamanla verilmesi gerektiği unutulmamalıdır. 21. yüzyılın hastalığı olan obezitenin oluşma riskini arttıran bu sendrom, metabolizmanın gittikçe yavaşlamasına ve geri alınan kiloların daha da zor verilmesine neden olmaktadır

Yo-Yo Sendromu’nun en büyük nedeni, yanlış diyettir. Ve bir diyetin yanlış olmasının birçok nedeni vardır:

* Kişiye özgü olmayan hazır diyetlerin yapılması

* Bireyin psikolojik, sosyolojik ve toplumsal durum değişiklikleri

* Bilinçsiz kullanılan bazı zayıflama hapları

* Çok sık zayıflama diyetleri yapmak

* Düzenli egzersiz programını devam ettirememe

* Bilinçsiz diüretik kullanımı

* Çok düşük kalorili diyetler yapılırken yeme ataklarının oluşması gibi durumlar bu sendroma neden olabilmektedir.

Bu nedenler hızla kilo kaybı sağlanır fakat bu kayıp yağ dokusundan değil yağsız doku olan su ve kastandır.

Düşük kalorili diyetler uygulandığında vücuda besin alımı az olacağından metabolizmayı çalıştıran mekanizma da daha az çalışır ve zamanla tembelleşir. Bunun sonucu düşük kalorili diyetleri uygulamayı bırakan kişi normal yeme düzenine devam ettiğinde kaybettiği kiloları fazlasıyla geri alır.

Yo-Yo Sendromundan Nasıl Kurtulurum?

-Zayıflamak için bir mucize aramaktan vazgeçmeli, bu durumun sonuçlarına odaklanmalısınız.

-Bu sürecin bir yaşam şekli haline gelmesi gerektiğini , uzun soluklu bir yol olduğunu unutmayınız.

-Fiziksel aktivite sınırlarınızı belirlemeli, yaşam boyu sürdürebileceğiniz bir aktiviteyi hayatınıza katmalısınız.

-Diyetisyenin en iyi yol arkadaşı olduğunu bilmeli ve güvenmelisiniz.

-Davranış değişikliği sağlanmazsa verdiğiniz kiloları koruyamazsınız, önemli olan sürdürebilirliktir.

Kurban Bayramına Özel Beslenme Önerileri

Günlük beslenme alışkanlıklarının bayramda değişmesiyle beslenme düzeninizin bozulması durumunda kişilerde hazımsızlık, kabızlık, ödem, hipertansiyon, kan şekeri düzeylerinde bozulmalar gibi sağlık sorunları oluşabilmektedir. Özellikle şeker hastaları ,yüksek kolesterol hastaları, kalp ve böbrek hastaları gibi kronik hastalıkları olan kişilerin beslenmelerine daha dikkatli olması gerekir.

  • KURBAN ETİNİ TÜKETİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

Kesilen kurban etinin ölüm sonrası katılığı sırasındaki etlerin güneş görmeyen serin bir ortamda (7-15 derecede) 3-4 saat bekletilmesi ,daha sonra ise 4 derecede bir süre daha bekletilmesi gerekir. Ölüm katılığının olgunlaşması için 24 saat bekletilen etin hem tadı daha iyi olacaktır hem de sindirimi esnasında sıkıntı olmayacaktır. Özellikle mide rahatsızlığı olan kişiler bekletilmeden et tükettiğinde mide yanması, hazımsızlık, şişkinlik gibi problemleri olabilir .

  • KURBAN ETİNİN SAKLANMASI NASIL OLMALIDIR?

Besin zehirlenmeleri ve sağlık problemlerinin oluşmaması için etlerin depolanma sırasında dikkat edilmesi gereken durumlar vardır:

Kıyma haline getirilmiş etler hazırlandığı gün içinde kullanılmalı, kullanılana kadar soğutucularda 4 derecede tutulmalıdır.

Etleri dondurucuya koyarken kişi sayısına göre porsiyon yapılmalı ve çözülen et tekrar dondurucuya konulmamalıdır.

Etler derin dondurucuda -18 derecede 4- 6 ay süreyle depolanabilir.

Dondurulmuş etler, soğutucuda 6-8 saat kadar bekletilerek çözdürülmelidir. Etler derin bir kaba konularak soğutucularda çözdürülmeli, çözdürme sırasında etlerin sıvıları çevreye damlamamalı veya saçılmamalıdır.

  • ETİ PİŞİRİRKEN NE YAPILMALI

Etler mangal yapılacaksa; kömürleşecek şekilde kızartılmaması gerekir kömürleşen etler kanserojen maddelerin oluşmasına neden olur.  Etin ateşe yakın olması B1, B12, folik asit gibi vitaminlerin kaybına yol açmaktadır.

Yağlı etlerin üzerindeki yağı atsanız dahi yağ oranı yüksek olduğu unutulmamalı ve eti pişirirken iç yağı, kuyruk yağı veya sıvı yağ eklemeden kendi yağı ile pişirilmelidir.

Kavurma yaparken de ilave yağ konulmadan etin kendi yağı ile pişirilmelidir.

Kırımızı etin demir oranı yüksek oranda bulunur ve demirin vücuttaki emilimini artırmak için etin yanında  limon soslu, salata (domates, yeşilbiber, maydonoz, …) tüketilmelidir.

Etli sebze veya kurubaklagil yemeklerinde ilave yağ ( kuyruk yağı ,iç yağ veya sıvıyağ) eklenmeden etin kendi yağı ile pişirilmelidir.

  •  GÜNLÜK BESLENMENİZDE PROTEİN İÇEREN BESİNLERİ DENGELİ TÜKETİN

Kurban bayramında kırmızı et tüketiminin fazla olması protein alımını artırırken yağ alımını da artırmaktadır. Günlük beslenmenizde bunu dengelemek kaloriyi dengelerken sağlık problemlerinin oluşma ihtimalini de azaltır. Dengeli beslenmeyi yapmak için her öğünde salata veya sebze olmasına özen gösterin. Yumurta ,süt, yoğurt, peynir tüketiminizde miktarları sınırlandırın.

Et tüketimini genel olarak öğle öğününde tercih edilmeli akşam ise sebze tüketilmelidir.

  • ŞEKER ORANI AZ TATLILARI TERCİH EDİN

Kızartılmış ve şerbetli tatlılar kan şekerinizde ani dalgalanmalara yol açar , özellikle şeker hastalarının bu konuda dikkatli olması gerekir. Şerbetli tatlılar yerine miktarına dikkat edilerek  az şekerli sütlü tatlı veya meyveli tatlılar, dondurma gibi hafif tatlılar tercih edilebilir. Bayram ziyaretlerindeki İkram edilen şekerli tatlıların, çikolataların veya şekerlemelerin tüketimini olabildiğince az olmasına dikkat edin.

  • SAKATAT TÜKETİMİNE DİKKAT EDİLMELİ

Bayramda sakatat tüketimi de artmaktadır. Ancak özellikle kolesterol hastaları ile kalp-damar hastalığı riski taşıyan kişiler sakatat tüketiminden kaçınılmalıdır.

 

 

 

 

 

 

Whatsapp